Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), Cumhurbaşkanı kararıyla İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin 2547 sayılı Kanun’un ek 11. maddesi uyarınca kapatılmasına dair açıklamada bulundu. “Üniversiteler şirket değildir, eğitim hakkı ortadan kaldırılamaz” başlıklı açıklamada, siyasi iktidarın yükseköğretim alanını sermaye gereksinimlerine göre şekillendirdiği ve üniversiteleri ticarileştirme çabalarının sürdüğü ifade edildi.
Açıklamada, “Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin faaliyetlerinin sona ermesi, sadece bir idari karar ya da mali başarısızlık olarak değerlendirilemez. Bu durum, yükseköğretimin kamusal bir hak olmaktan çıkarılarak, piyasanın acımasız koşullarına terk edilmesine yönelik neoliberal politikaların bir sonucudur” denildi.
Açıklamanın devamında, 20 binden fazla öğrencinin eğitim hakkının gasp edilme riskiyle karşı karşıya olduğu, binlerce akademik ve idari çalışanın iş güvencesinin tamamen ortadan kalktığı vurgulandı. Öğrencilerin “Diplomamız ne olacak?”, “Geleceğimiz nerede?” gibi kaygılarla baş başa kaldıkları, eğitim ve bilim emekçilerinin ise “İşimizi, emeğimizi, ekmeğimizi kaybeder miyiz?” endişesi taşıdığı belirtildi. Piyasa mantığıyla hareket eden ve öğrencileri “müşteri”, akademisyenleri ise “ucuz ve güvencesiz iş gücü” olarak gören bu anlayış, yükseköğretimdeki derin krizin asıl sorumlusudur.
Eğitim Sen, üniversitelerin toplumun geleceğini şekillendiren kamusal kurumlar olduğunu, patronların kâr ortaklığı kurduğu alanlar olmadığını vurguladı. Eğitim ve bilim emekçilerinin bir kararnamede iş güvencesinin elinden alınması ve öğrencilerin borç sarmalına itilmesi kabul edilemez. Anayasa ve hukukun temel ilkelerine aykırı olarak, kanunla kurulan bir üniversitenin bir gecede kapatılması, Türkiye’de yükseköğretimin geldiği durumu gözler önüne sermektedir.
Açıklamada, yaşanan hukuksuzluğun gençliğin geleceksizliğe, diplomalı işsizliğe ve güvencesiz çalışmaya mahkûm edilmesinin doğrudan bir sonucu olduğu ifade edildi. Siyasi iktidar ve sermaye iş birliği, yükseköğretimi koşullarıyla cezalandırmaktadır.
Yükseköğretim alanındaki bu kaosun sorumlusunun, eğitimi ticarileştiren ve denetimden kaçıran siyasi iktidar ve Yükseköğretim Kurulu (YÖK) olduğu belirtildi. Öğrencilerin ve akademik ile idari personelin yaşadığı hak kayıplarının acilen güvence altına alınması gerektiği vurgulandı. Eğitim süreçlerinin kesintisiz bir şekilde devam etmesi, hiçbir eğitim ve bilim emekçisinin güvencesizliğe veya işsizliğe maruz bırakılmaması gerektiği ifade edildi.
Eğitim Sen, hukuksuz bir düzenin akademik çalışmaları ranta ve siyasi iktidarın iradesine mahkûm ettiğini belirterek, üniversitelerin bilim üreten merkezler olması gerektiğini, özgür bilim anlayışı ve kamusal sorumlulukla var olmaları gerektiğini vurguladı. Eğitim Sen, bu tür hukuk dışı ve piyasacı uygulamalar karşısında sesiz kalmayacaklarını, öğrencilerin geleceklerinin ve eğitim emekçilerinin haklarının korunması için mücadele edeceklerini dile getirdi.