Dünya genelinde gelir eşitsizliği ve lüks tüketim tutkusu her gün daha da büyüyor. Otomotiv endüstrisinin en prestijli markalarından Rolls-Royce, yalnızca dört adet ürettiği özel bir modelle bu durumu gözler önüne seriyor. “La Rose Noire Droptail” adı verilen bu araç, yaklaşık 32 milyon dolarlık (güncel kurla 1 milyar 458 milyon Türk Lirası civarında) fiyatıyla dünyanın en pahalı sıfır kilometre otomobili unvanını elinde bulunduruyor. El işçiliğiyle üretilen ahşap detayları ve ışığa göre renk değiştiren özel boyasıyla dikkat çeken bu otomobil, sadece bir lüks nesne değil, aynı zamanda küresel ekonomik dengesizliklerin de bir sembolü haline geldi.
Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası verilerine göre, bazı küçük ada ülkelerinin yıllık devlet bütçeleri ve nakit rezervleri, bu aracın fiyatına neredeyse eşit veya daha düşük seviyelerde kalıyor. Örneğin, Büyük Okyanus’ta yer alan ve yalnızca 11 bin nüfusa sahip Tuvalu, bu konuda en çarpıcı örneklerden biri. Tuvalu’nun yıllık devlet bütçesi yaklaşık 30-35 milyon dolar civarında. Bu durum, Tuvalu Hükümeti’nin ülkenin tüm memur maaşlarını, sağlık ve eğitim harcamalarını durdurması ve bütçesini tamamen bu süper lüks araca yatırması halinde sadece bir adet Rolls-Royce Droptail alabileceğini gösteriyor.
Dünyanın en küçük ada ülkesi olan Nauru da benzer bir durumla karşı karşıya. Bu ülkenin bütçesi, bir lüks aracı satın almak için yetersiz seviyelerde kalıyor. Eğer Birleşmiş Milletler üyesi olmayan, ancak kendi bütçesini yöneten yarı bağımsız bölgeler de göz önünde bulundurulursa, tablo daha da kötüleşiyor. Pasifik’teki Niue adasının yıllık bütçesi 20 milyon doların altında; dolayısıyla, tüm devlet varlıkları satılsa bile bu ultra lüks aracı edinmek mümkün olmuyor.
Dünyanın en zengin %0.001’lik kesimindeki bir milyarderin garajında yer alan bir aracın, binlerce insanın yaşadığı bir ülkenin yıllık bütçesine eşit olmasının yarattığı bu dengesizlik, ekonomi uzmanları arasında tartışmalara yol açıyor.